Mehmet TÜGEN
ardaeren-23@hotmail.com

Sahi, neden kutluyoruz?

21 EKİM 2018 PAZAR 08:32
0
402
0
AA aa

Dünyayı şaşkın bakışlarla izlediğim yıllardı.

Demiryollarında çalışan bir babanın en küçük ve "göz bebeği" evladı olmanın gurur ve avantajlarını yaşadığım o yıllarda, özel günler münasebetiyle geldiğim Bingöl'den aklımda iz bırakan sahneler Dörtyol'daki Ziraat Bankası ve kara taşlardan oluşan yollardı.

Küçük ve şirin bir kentin sokaklarında koşturmak, dünyanın kötülüklerinden habersiz sadece gülüp eğlenmenin tadını çıkardığımı o yıllar giderek geride kalıyor, şehir büyüyordu.

1991 itibariyle artık kalıcı olmaya başladığımız Bingöl'de, her geçen yıl şehri daha iyi tanımaya, ihtiyaçlarını daha iyi analiz etmeye başlasak da, kangrenleşen çözümsüzlüklerden öteye geçemedi söylemlerimiz...

Kara taşlı yolların üzeri asfaltla kaplandı, binalar yıkılıp yenisi inşa edildi, işyerlerinin camekanları daha estetik hale dönüştürüldü fakat tüm bunlar "Modern Şehirleşme" için bir hiçti!

Yollarımız genişlemedi, yeşil alanlarımız artmadı, başka şehirlerdeki gibi ucsuz bucaksız parklarımız olmadı! Çocukların bisiklet sürecekleri, ailece yürüyüşlerin yapılabileceği alanlar oluşturulamadı.

Yapılan İmar Revizyonu ihalelerini kazanan Başkent merkezli firmalar Bingöl'ün kaderini uydu haritaları üzerinden mi çıkardı bilmiyorum ama yapılanlara bakılınca, bir şehri dizayn ettikleri söylenemez.

Yıllardır yıkılan binalar hep aynı temel üzerinden yükseldi! Kaldırımlar yine daracık kaldı, 50 yıl sonrası bir türlü düşünülemedi! Bir taraftan belediye yöneticilerini eleştirdik, bir yandan da bize dokununca "birşey olmaz" mantığıyla baskı kurarak sorunların bir parçası olduk!

Yıllardır süregelen bu çarpık düzen, son yıllarda değiştirilmek istense de artık mümkün olmuyor!

Sadece fiziksel değil, zihniyet açısından da değişmi yakalayamadık bu şehirde!

Şehri temiz tutmanın sadece bir belediyecilik görevi olduğunu sanıp, çevrenin kirletilmesine gösterilen tepkilere her daim "Belediyenin işi ne?" yanıtı verildi.

2006 yılında karşılaştığım bir manzarada, şehrin merkezinde ilk defa konulan çöp kovalarını tekmeleyip ters çeviren bir genç, tekmeyi atarken belediyeye ve yöneticilerine ağır sözler savuruyor, gösterilen tepkilere aldırış etmeden bölgeden uzaklaşıyordu.

Kamanun malını kendi öz malımız göremedik hiç bir zaman! Zarar vermenin bir marifet sayıldığı aşılandı gençlere, çocuklara...

Siyasi fikir farklılıklarının olabileceğini ancak kamu malının tüm topluma ait olduğu gereçeğini anlatamadık genç nesillere...

Her daim sorunları konuştuk ama çözümlerini kahvehane sohbetlerinden öteye taşıyamadık!

Zaman zaman ilgili makamlara taşımaya çalışsak da, siyasette her daim var olan yağ tabakalarını eritemedik!

Gazete sayfalarına taşıdığımız sorunlar, eleştiriler ve hatta çözüm önerileri, yağ tabakaları tarafından sürekli "gördün mü ne yazmışlar?" denilerek pay çıkarılması yerine nefrete dönüştürüldü.

Evet!

Yıllar geçti, şehrin geldiği nokta ortada! Ama iyi ama eksik!

Tartışacağımız birçok konu var!

Ama öyle bir husus var ki, şehrin iyileşmeyen yarası haline dönüştü.

Trafik sorunu!

Büyükşehirlerde araç kullanmanın, Bingöl'de araç kullanmaktan daha basit olduğu gerçeğini artık herkes dillendirmeye başladı!

Mesele sadece araç kullanmak değil, nasıl kullanıldığı, diğer sürücülere ne kadar saygı gösterildiğidir!

Bu noktada ciddi sıkıntılarımız var şehir olarak!

Hele ki, park sorunu "bilinmeyen bir dile çevrisi yapılması istenen metin" gibi duruyor önümüzde!

Tartışmaya açık olan 'tek yön' uygulamasına alıştık! Lakin, park sorununa alışamadık!

Otoparkların dolup taştığı ve ara sokakların içinden çıkılmaz bir hal aldığı şehirde, çarşı merkezine duba çaktırarak araç trafiğine sakinleştirici iğne yaptığını düşünen İl Trafik Komisyonu'nun hangi mantıkla bunları yaptığını çözemiyoruz!

Duba çakılması gereken noktaların işgal altında olmasına, olmadık alanların da duba çakılarak anlamsızca kapatılmasına mana yükleyemiyorum!

Tek yönlü gidişi olan caddeyi dubalarla kapatan, çift yönlü sokaklarda da çift yönlü parka izin verip trafiği içinden çıkılmaz hale getiren İl Trafik Komisyonu'nun şehrin geleceğine dair bulacağı  çözümlerden de ümitvar değilim!

"Hükümet konağı kaldırılıp orada katlı otopark yapılınca sorun çözülecek" söylemiyle yıllar akıp gidiyor!

Fakat küçük dokunuşlarla biraz daha nefes aldırmak gibi bir zahmetimiz olmuyor nedense!

Hepsini bir tarafa bırakalım!

Köprülerin yıkılmasıyla birlikte şehir merkezinde trafik, daha bir eziyete dönştü!

Hele ki, şehrin trafiğini "rezalet" olarak tanımladığımız bugünlerde, "Trafik Haftası" kutlamalarına şahit olmak, tansiyon hastalarımız için riskli olsa gerek!

Sahi, merak ediyorum!

Trafiğine çözüm bulamadığımız bir kentte "Trafik Haftasını" neden kutlarız?

YORUM YAZIN
Profiliniz ziyaretci statüsünde görünüyor. Yorumlarınız aşağıdaki isimle yayınlanacaktır
Değiştir
Dilerseniz web sitemize üye olarak daha özgün bir profil oluşturabilir ve yorumlarınızı hesabınızdan takip edebilirsiniz
Yapacağınız yorumların şiddet ve hakaret içermemesine lütfen dikkat edin. Aksi taktirde yorumlarınız onaylanmayacaktır. Gönder
YAZARIN DİĞER MAKALELERİ
Haberler, Fotoğraf Galerisi, Video Galerisi, Köşe Yazıları ve daha fazlası için arama yapın